Panspermia Teorisi

Panspermia teorisi, 1748'de ilk olarak Yunan düşünür Anaksagoras tarafından ortaya atılmıştır. Kelime anlamı olarak "Tüm Tohumlar" anlamına gelir. Dünyadaki hayatın başlangıcının uzaydan gelen sporlara ve bileşiklere dayandığını öne sürer. Bir süre rafa kaldırılan bu varsayım 19. yy'da Jöns Jakob Berzelius, Wiliam Thomson, Hermann Von Hermholtz ve daha sonra Svante Arhenius'un da aralarında bulunduğu çeşitli bilim insanları tarafından tekrar gündeme getirildi. Rus bilim adamları Stanislav Zhmur ve Lyudmilla Gerasimenko 1999’da ABD’nin Denver şehrinde yapılan bilimsel bir toplantıya bazı resimler sundu. Resimler, Murchinson, Efremovka ve Allende adlı meteorlardaki bazı oluşumlara aitti ve bu oluşumlar morfolojik olarak düpedüz yeryüzünde de bilinen mikro organizmalara benzemekteydi. Bunlarla ilgili olarak Zhmur şunları söylüyordu: "Meteorlarda bulunan bakteriyomorfolojik yapılar ile yeryüzünde bilinen organik yapılar arasındaki benzerlik bize yaşamın kaynağının tek olduğunu işaret etmeli. Yaptığımız araştırmalarda Güneş Sistemi’ndeki çeşitli objelerde yaşamın, o objelerin oluşumundan daha önce de var olduğunu gösterdi."

Panspermia'nın karşısında durabilecek herhangi bir "sürdürülebilirlik kuramı" bulunmamaktadır. Yani yaşamın başlangıcıyla yayılımı arasındaki süreci doldurabilen herhangi bir güçlü açıklama bulunmamaktadır. Panspermia'ya karşı olarak ileri sürülebilecek diğer kuram, yaşamın sadece ve sadece Dünya'da başladığı ile ilgili olacaktır. Ancak bu iddianın doğrulanması çok zordur. Dolayısıyla Panspermia Kuramı, yukarıda açıkladığımız Canlılığın yayılımı basamağını ele alan tek ve en güçlü kuramdır.

Dünya büyüklüğünde bir gezegende, bugünkü bildiğimiz yaşamın oluşabilmesi için gerekli olan maddelerin birçoğu (başlangıçta gezegen çok sıcak olduğundan) bulunamaz veya oluşamaz. En azından, şuanki teorilerimiz böylesi bir durumu zorunlu kılıyor. İnsanlığın oluşum teorilerine göre yeryüzünde yaşamı ortaya çıkarabilecek karmaşık yapılı moleküllerin bir kısmı burada oluşamıyor.

Yaşam için gerekli olan bazı aminoasitlerin temel yapı malzemeleri yıldızlararası uzay boşluğunda, göktaşları üzerinde, nebulalarda rahatlıkla oluşabiliyor. Aynı zamanda yaşamın kaynağı suyun da dünya şartlarında korunması mümkün değildi. Eğer uzaydan bir takviye olmamış olsaydı su varlığı bu seviyede olmazdı. Yapılan araştırmalar bunu doğrulamıştır.

Uzun bilim tarihi içerisinde, özellikle astronomide yapılan gelişmeler sonucunda birçok Panspermia Mekanizması ileri sürülmüştür. Bunlar, en geniş olarak 2 ana kategoride toplanmaktadır: Galaksiler arası geçiş ve gezegenler arası geçiş. Bunlardan ilki, farklı yıldız sistemleri arasında yaşamı taşıyabilecek kuyruklu yıldızlar veya dev meteorlar gibi gök cisimlerinin varlığı üzerine kuruludur. İkincisi ise aynı yıldız sistemi içerisindeki farklı gezegenlerin arasında, küçük taş ve kaya parçalarının koparak hareketinde dayalıdır. İkisinin de olabilirliği günümüzde net bir şekilde bilinmektedir.

~Panspermia Teorisi'ni destekleyen veriler

1- Arkeler

Arkeler dediğimiz dev taksonomik alan'a (canlı sınıflandırması) ait canlılar, Dünya üzerinde karşılaştığımız en sert, en acımasız, en zor koşullara dayanabilmektedirler. Bu zor koşullar arasında, uzay boşluğunda dayanılması gereken morötesi radyasyon, proton bombardımanları ve aşırı soğuklar da bulunmaktadır. Fakat uzay boşluğunda sıcaklık 270° civarındadır ve bu duruma dayanabilecek arke henüz keşfedilmemiştir.

Verilebilecek en iyi örnek tardigradlardır. Tardigratların birkaç türü -271 dereceye kadar hayatta kalabildikleri gibi, +151 dereceye kadar da normal yaşamlarına devam edebilirler. Bu canlılar üzerinde Eylül 2007'de yapılan bir deneyde, bir grup tardigrat FOTON-M3 görevi ile uzaya çıkarılmış, 10 gün boyunca uzay boşluğunun tüm koşullarına doğrudan maruz bırakılmış ve geri döndürüldüklerinde uzay boşluğunda hiçbir şey olmamış gibi yaşamlarını sürdürdükleri ve hatta yumurtladıkları keşfedilmiştir. Mayıs 2011'de yapılan bir diğer uzay görevinde bu bulgular tekrarlanmış ve uzay boşluğunda yaşayabilen bazı canlıların Dünya üzerinde bile evrimleşebilecekleri keşfedilmiştir.

2- Meteroidlerdeki buluntular

Yapılan araştırmalarda bazı meteroidlerde aminoasit, karbon ve bakteriler keşfetmiştir. Bakteriler konusu muallakta olsa da aminoasit ve karbon elementinin fazlasıyla bulunması panspermia kuramını destekler.

3-Abiyogenez Kuramı ve Miller Urey deneyi

Abiyogenez kuramı, cansız maddelerin tesadüfler sonucu bir araya gelerek (evrim geçirerek) canlı bir organizma oluşturacağını iddia eder. Prof. Stanley Miller ve Prof. Harold Urey'in deneyi bu kurama bağlı kalınarak yapılmış bir deneydir. Miller ve Urey, gerçeğe oldukça yakın bir tahminde bulunarak ilkel atmosferde su (H2O), metan (CH4), amonyak (NH3), karbonmonoksit (CO) ve Hidrojen (H2) bulunabileceğini ileri sürdüler ve deney düzeneklerini buna göre tasarladılar. Deney düzeneğine, ilkel atmosferde çokça rastlanan yıldırımları ifade etmesi için kıvılcım çıkaran elektrik telleri ve farklı sıcaklıklarda su da eklenmişti.

Deney sonuçları ise oldukça netti, birçok imkansızlık ve eksik yapılmış tahminlere rağmen, ilkel atmosfer koşullarında gazların kendiliğinden girdiği tepkimeler ile canlılığın yapısına katılan 20 aminoasit ve hatta katılmayanları dahi üretilmişti. Aminoasitlerin bu şekilde kendiliğinden ortaya çıkması, birçok bilim çevresini heyecanlandırdı. Onlardan sonra yapılan çalışmalarda, Miller-Urey deneyinin eksikleri kapatıldıkça daha da net sonuçlara ulaşıldı. Öyle ki neredeyse canlılığın yapısına katılan tüm organik moleküllerin, inorganik moleküllerden oluşabileceği ispatlanmıştır. Bu deneylerin, herhangi bir gezegenin, herhangi bir bölgesinin koşulları göz önüne alınarak tekrarlanması mümkündür.

Bu durumda, Miller-Urey Deneyleri'nin geliştirilmesiyle, Dünya'daki yaşama benzer en uygun gezegen koşullarının tespit edilmesi sağlanabilir.

4- Mars gibi bazı gezegenlerin yapısı

Mars'ın tarihi incelendiğinde, Dünya'dan daha öncelerinden itibaren oksijenli bir atmosfere sahip olduğu ve sıcaklık açısından Dünya'dan daha dengeli olduğu görülmektedir. Ne var ki gezegenler geçmişinde bir noktada, Güneş'te meydana gelen bir patlamanın doğrudan Mars'ı hedef almasından ötürü , Mars'ın atmosferini neredeyse tamamen kaybettiği düşünülmektedir. Üstelik 2013 yılı itibariyle bu gezegenin bir zamanlar yoğun bir canlılık barındırmış olabileceği fikrini kuvvetlendirmektedir.

5-ALH84001 Meteoroidi

Mars'tan gelen bu meteoroit, 1996 yılında keşfedilmiş ve içeriğinde nanobakterilerin bulunduğu, Dünya'ya ilan edilmiştir. Bu olay büyük ses getirmiş ve kısa sürede sadece Panspermia'nın değil, Abiyogenez'in de bir kanıtı olarak ileri sürülmeye başlamıştır. Bu veriler halen hiçbir bilim insanı tarafından çürütülememiştir ve halen bu meteoroid Mars'ta şu anda olmasa bile eskiden yaşam olduğuna dair en güçlü kanıtları sunmaktadır. 2009 yılında Johnson Uzay Merkezi'nden Prof. Dr. David McKay, bu meteoroidde bulunan magnetit kristallerinden yola çıkarak Mars'ta bir zamanlar en azından bakteriyel boyutta yaşam olduğunu keşfettiklerini açıklamıştır.

Kaynaklar:
Https://zirhlitren.org
Https://evrimagaci.org
Https://medussa.net

Zülal Yıldız

Daha fazlası için: www.hayalimuzay.com
Bizi Takip Edin: @hayalimuzay
Görüş ve İstekleriniz İçin: hayalimuzay1@gmail.com

Görüşleriniz, Öneriniz Ve Sorularınız

GÖNDER